30 Haziran 2011 Perşembe

Japon Pazarı

Uzak Doğu denince aklımıza ilk gelen ülkelerden biridir Japonya.Japonya denincede akla gelişmiş sanayi,bilim ve teknoloji gelir.Hiroşima ve Nagazaki gelir.Samuray gelir.Suşi gelir.Sumo gelir,karate gelir,judo gelir vs.Lakin bizim konumuz futbol.Japonya ve futbol kelimlerini bir arada düşündüğümüz zaman zihnimizde beliren şeylerde yok değil.Tsubasa gelir örneğin topun orta alana gelinceye kadar bir bölümünün sona erdiği çizgi film."Japon kale" gelir; sokak aralarında oynanan herkesin tek olduğu futbol oyunu.Bunlar bile Japonya'da futbola nasıl bakıldığının bir göstergesidir.

İlk profesyonel futbol ligini 1992 yılında kuran Japonya ilk ulusal turnuva tecrübesini 1995 Konfederasyon Kupası'nda mücadele ederek yaşadı.Üç yıl sonra Fransa 98'e katılarak dünya futbol sahnesine giriş yaptılar.Daha sonra sırasıyla 99 Copa America ve 2001 Konfederasyon Kupası turnuvalarında yer aldılar.2002 yılında Kore ile ortaklaşa düzenledikleri Dünya Kupası Japon futbolu için bir dönüm noktası oldu.1998 ve 2002 dünya kupalarından sonra Avrupa'ya transfer olan oyuncu sayısında sürekli artış yaşanmaya başladı.Miura ve H.Nakata gibi Fransa 98'den önce transfer olmuş isimler olsada asıl futbolcu ihracatı patlaması bu kupaların ardından gerçekleşti.Ono,İnamoto,Takahara,Nakamura,Matsui,K.Nakata,Okubo gibi isimler bu turnuvalar sonrası Avrupa'ya açılmış ve iz bırakmış futbolcular.2006 ve 2010 dünya kupalarınada katılan Japonya'nın Avrupa'ya futbolcu ihracatı her yıl biraz daha artıyor.Hali hazırda Avrupa'da forma giyen Japon futbolcu sayısı bir hayli fazla.Son dönemlerde Makoto Hasebe,Keusike Honda,Shinji Kagawa,Nagatamo,Uchida ve Marimoto gibi revaçta olan isimler mevcut.Önce Hasebe'nin Wolfsburg'a geçtiğimiz sezonda Kagawa'nın Dortmund'a şampiyonluk yolunda yaptıkları katkılar ve Honda'nın CSKA'da oynadığı göz alıcı futbol Avrupa takımlarının iştahını kabartmış durumda.Japon futbolculara en çok kucak açan ülke ise Almanya ve Hollanda.Zaten son olarakta Alman devi Bayern Gamba Osaka'dan Takashi Usami'yi,Utrecht'te Tokyo Verdy'den Yoshiaki Takagi'yi kadrosuna kattı.

Avrupa'da futbol oynayıp futbolu bırakmış ya da kariyerlerine ülkesinde devam eden Japon futbolcular;

Naohiro Takahara(Hamburg,E.Frankfurt),Hidetoshi Nakata(Perugia,Roma,Parma,Bologna,Fiorentina,Bolton),Junichi İnamoto(Arsenal,Fulham,WBA,Cardiff,Galatasaray,E.Frankfurt,Rennes),Shunsuke Nakamura(Reggina,Celtic,Espanyol),Kazuyoshi Miura(Genoa,D.Zagreb),Shniji Ono(Feyenoord,Bochum),Yoshikatsu Kawaguchi(Portsmouth,Nordsjælland),Shoji Jo(Valladolid),Akinori Nishizawa(Volendam,Espanyol,Bolton),Takayuki Suzuki(Genk,Red Star),Koji Nakata(Marsilya,Basel),Tsuneyasu Miyamoto(Red Star),Mitsuo Ogasawara(Messina),Seiichiro Maki(Amkar),Atsushi Yanagisawa(Sampdoria,Messina),Masashi Oguro(Grenoble,Torino),Yoshito Okubo(Mallorca,Wolfsburg),Hiroshi Nanami(Venezia),Toshiya Fujita(Utrecht),Kazuyuki Toda(Tottenham,Den Haag)

Halen Avrupa'da top koşturan Japon futbolcular;

Eiji Kawashima(Lierse SK),Tomoaki Makino(FC Köln),Yuga Nagatamo(İnter),Atsuto Uchida(Schalke),Michihiro Yasuda(Vitesse),Maya Yoshida(Venlo),Shinji Kagawa(Dortmund),Ryo Miyaichi(Arsenal),Daisuke Matsui(Grenoble),Yuki Abe(Leicester City),Akihiro İenaga(Mallorca),Hajime Hosogai(Leverkusen),Keusike Honda(CSKA Moskova),Makoto Hasebe(Wolfsburg),Takayuki Marimoto(Catania),Shinji Kokazaki(Stuttgart),Kisho Yano(Freiburg),Takahito Soma(Cottbus),Hiroshi Ibusuki(Girona Fc)

Bu transfer döneminde ya da önümüzdeki yıllarda Avrupa'ya transfer olabilecek Japon yetenekleri mercek altına alacağız.Ülkemiz takımlarıda bu isimleri görmeli ve Japon pazarına girmelidir.Başarısız İnamoto örneği kesinlikle baz alınmamalı.Dayanıklılıkları,çabukluk ve çeviklikleri sayesinde ligimizde son derece etkili olabilecek yeteneklere sahip Japon futbolcular.

Japon Pazarında Yeni Ürünler

Yuki Otsu

Takım: Kashiwa Reysol
Yaş: 21
Boy: 1.80
Mevki: Ofansif orta saha ve sol kanat


Yuya Osako

Takım: Kashima Antlers
Yaş:21
Boy:1.82
Mevki: Forvet


Mu Kanazaki

Takım:Nagoya Grampus
Yaş:22
Boy:1.80
Mevki: Sağ,sol ve ikinci forvet


Shinzo Koroki

Takım: Kashima Antlers
Yaş: 24
Boy:1.75
Mevki: Forvet


Mike Havenaar

Takım: Ventforet Kofu
Yaş: 24
Boy: 1.92
Mevki: Forvet


Tadanari Lee

Takım: Sanfrecce Hiroshima
Yaş: 25
Boy: 1.82
Mevki: Forvet

22 Haziran 2011 Çarşamba

Mário Figueira Fernandes

Fernandes,19 Eylül 1990'da São Caetano'da dünyaya geldi.Futbolada Associação Desportiva São Caetano başladı.2009 yılının Mart ayında 450.000 € bedelle Gremio'ya transfer oldu ve 5 yıllık sözleşme imzaladı.19 yaşında geldiği Porto Alegre'de psikolojik sorunlar yaşayan genç yıldız adayı,transferinden kısa bir süre sonra ortadan kayboldu.Birkaç gün sonra Sao Paolo'da ortaya çıkan Fernandes kısa süreli bunalımı atlattıktan sonra Brezilyalı teknik adam Paulo Autuori'nin gözüne girmeyi başardı.Gremio formasıyla ilk sezonunda Brasileiro Série A'da 19 maça çıktı.Stoper ve sağ bek bölgelerinde oynayabilen Fernandes bu maçlarda gösterdiği başarılı performanslarla Avrupa devlerinin hemen dikkatini çekti.Dedikoduların çıkmaya başladığı dönemde yapılan bir röportajda "bende haberleri duyuyorum ancak resmi bir teklif yok" dediyse de birçok farklı kaynakta M.United,Barcelona,R.Madrid,İnter ve Porto gibi takımların onunla ciddi şekilde ilgilendiği yazıldı.

İkinci yılınada iyi bir başlangıç yapan Fernandes bölgesel lig olan Campeonato Gaúcho'da 16 maça çıktı ve takımının şampiyon olmasında etkili bir rol oynadı.Yine aynı yıl Gremio,Copa Brasil'de yarı final oynadı ve Fernandes 8 karşılaşmanın 7'sinde forma giyerek takımına bu yolda da büyük bir güç kattı.Autuori'nin ayrılmasından sonra takımın başına geçen Silas'da ona güvendi ve forma vermeyi sürdürdü.2009'un son aylarında olduğu gibi 2010'un başlarında da Avrupa devlerinin gözü Fernandes'in üzerindeydi.Ancak yaşadığı büyük talihsizlik çıkışının daha fazla devam etmesine fırsat vermedi.Brasileiro Série A yeni başlamıştı ki sağ omuzunda yaşadığı sorun nedeniyle uzun süre tedavi görmek zorunda kaldı.Fizik tedavinin sonuç vermeyeceği anlaşılınca 2010 yılının Temmuz ayında bıçak altına yattı.Tam 4 ay sahalardan uzak kalan genç isim ligin sonlarına doğru Kasım ayında sahalara geri döndü.Fakat üçüncü yılında sakatlığı sonrası,kendisini yeni teknik adam Renato Gaúcho'ya kanıtlaması kolay olmadı.İkili arasında bazı sorunlar yaşandı ve Fernandes idman kaçırması nedeniyle para cezası aldı.Bir süre sonra Renato Gaúcho'nun gözüne girmeyi başarsa da Copa Libartadores maçlarında çok az süre aldı.Daha çok Campeonato Gaúcho'da forma giydi.Pes etmeyen Fernandes,Brasileiro Série A'nın başlamasıyla formasını tamamen geri almayı başardı.Ligde şu ana kadar oynanan 5 maçın tamamında 90 dakika görev aldı.Sakatlığı sonrası azalan ilgiyi tekrardan üzerine çekmesi ve Avrupa devlerinin radarına girmesi yakındır.Bonservisinin bir kısmı ROGON menajerlik şirketine ait.ROGON, Lincoln,Ernst,Hilbert,Fink,Selim Teber ve Moritz'in de menajerlik haklarına sahip olan şirket.Yani ülkemiz ile yakın ilişikiler içinde bulunuyor.Fernandes gibi yetenekli bir genç yıldız adayını kazara(!) Türkiye'de görmek ne güzel olurdu.

Gelelim vukuatlı nüfus kayıt örneğini çıkardığımız Fernandes'in özelliklerine; genç isim stoper ve sağ bek oynayabilen bir defans oyuncusu.1.89'luk sağlam bir fiziğe sahip.Dolayısıyla hava toplarında ve ikili mücadelelerde oldukça başarılı.Top kapma becerisi son derece yüksek.Özellikle ön sezileri ve çabukluğu sayesinde çok rahat top kazanıyor.Pozisyon bilgisi ve kademesi ortalamanın üzerinde.Fiziğine nispeten bir hayli atletik,hareketli,çevik ve süratli.Teknik kapasitesi bir savunma oyuncusundan beklenmeyecek düzeyde iyi.Driplingleri ve pasları çok etkili.Hem stoper olarak hemde sağ bek olarak büyük gelecek vaad ediyor.

Videolarda hem sağ bek hemde stoper oynadığı maçlardan görüntüler mevcut.






18 Eylül 2010 Cumartesi

"Hücum Meleği" Kadıköy'e doğru havalandı..!

Beşiktaş, Schuster'in önderliğinde çıktığı tüm maçlarda önde basan,hücum organizasyonlarını önplanda tutan,maçın başından sonuna kadar "gol" için oynayan takım hüviyetindeydi.Bugüne kadar oynanan hiçbir maçta rakibe ekstra önlem almayan,tamamen kendi futbolunu oynamaya endeksli bir takım izledik.Şu sıralar sıkça dile getirilen "Beşiktaş sağlam takımla oynamadı" sözüne az biraz hak veriyorum.Az biraz dememin sebebi "sağlam takımla oynamadı" argümanına katılışım,ama "sağlam takımla oynadığında tökezler" öngörüsüne katılmayışımdan kaynaklanıyor.Bu "sağlam" takım tanımına kısmen uyacak iki takımla maç yaptı diyebiliriz Beşiktaş.Biri İBB,diğeri CSKA Sofya.İBB maçının kaybedilmesinde başlıca faktörün oyun felsefesi değil kadro tercihi olduğu kanaatindeyim.Bobo,Guti,Necip,Zapo gibi sezonun has adamlarının olmayışı,Delgado-hemde çok koşması,sorumluluk alması,mücadele etmesi gereken bölgede- ,Erhan,Holosko,Nihat gibi yetersiz isimlerin bir arada sahada oluşlarıydı mağlubiyeti getiren asıl neden.Yine son oynanan CSKA Sofya maçınında bu kadar zor kazanılması teknik ve yaratıcılık vasıflarından yoksun bir hücum hattıyla sahada olunmasıydı.Yani doğru adamlar seçildiği taktirde Schuster'in bu önde basan savunmalı hücum takımı iş görür.Ancak, çarkın tüm dişlilerinin henüz kusursuz olarak işlemeye başlamadığı bir takımda savunmayı bu denli önde kurmak F.Bahçe deplasmanı için intihar niteliği taşıyor.Gelelim bunun sebeplerine;

F.Bahçe'nin hücum hattında Niang,Stoch,Dia gibi çok çevik ve çabuk oyuncular var.Bunlardan ziyade savunma arkasında oluşabilecek en ufak boşlukta araya zehiri salabilecek Alex ve Emre gibi iki ustaya sahip bir takım F.Bahçe.Orta alanları Beşiktaş'ın Aurelio,Ernst,Necip,Fink,Guti beşlisinden herhangi bir üçülünün oluşturacağı orta alana karşı koymakta çok zorlanacak olsada F.Bahçe deplasmanı bilhassa derbilerde tedbiri elden bırakmamanın gerektiği bir deplasman.Dolayısıyla Schuster oyun felsefesinde azda olsa bir değişikliğe gitmek zorunda.En azından savunmayı orta alana bu kadar yakın kurmayabilir.Ernst-Aurelio ikilisini birlikte oynatarak savunma ile orta alan arasındaki boşluğuda minimuma indirebilir.İkiside ligde savunma ile orta alan arasında en iyi köprü görevi gören oyunculardan.Savunmanın geriye çekilmesi sistemin temeli olan oyunu kısa mesafede oynamayı zorlaştıracak olsada Ernst ve Aurelio ikilisi bu sıkıntının oldukça az hissedilmesimi sağlayacaktır.Savunmayı önde kurma -futbol ulemalarına göre ofsayt taktiği- sorunsalı bu şekilde halledilebilir diye düşünüyorum.

F.Bahçe'nin muhtemel,Beşiktaş'ın oynaması gerektiğini düşündüğüm aynı zamanda muhtemele yakın sistem ve kadro seçimlerini yazalım;

F.Bahçe'nin eksileri ve artıları

Psikolojik yönden yaklaşırsak; F.Bahçe'nin mevcut kötü durumu bu maçta avantajada,dezavantajada dönüşebilir.Bu sezon ligde kendi seyircisinin önünde ilk defa maça çıkacak olması,futbol kamuoyu tarafından hem teknik heyetin hemde futbolcuların sürekli eleştirilmesi ve maçın derbi olması takımı ekstra motive edecektir.Ancak maçın gidişatı F.Bahçe adına iyi gelişmezse,Beşiktaş gol bulursa "boğazına kadar dolan" seyirci patlayabilir.

Teknik taktik açıdan bakacak olursak; Cristian-Emre,Selçuk-Emre,M.Topuz-Emre gibi ihtimallerin olduğu orta alanın ortasında Beşiktaş'a üstünlük kurması çok zor F.Bahçe'nin.Savunmanın ortasında da gözle görülür şekilde sıkıntılar mevcut.Aykut Kocaman'ın şuandaki en büyük dileği, Schuster'in savunmayı orta alana yaklaştıran sistemle maça çıkması olacaktır.Yazının başında da bahsettiğim gibi Alex ve Emre gibi çok iyi bitirici pas atan futbolcular,Niang,Stoch,Dia gibide savunma arkasına sızabilecek çabuklukta olan futbolcular önde basan savunmayı çok çok zorlar.F.Bahçe'nin iki bekininde teknik kapasitesi yüksek ve hücumu seven oyuncular.Quaresma'ya karşı oynamayacak oyuncu kendi kulvarını iyi kullanırsa maçın yıldızı bile olabilir.Quaresma'nın varlığı bekin oyuna rahat girmesini engelleyecektir.Ters kanatta oynaması muhtemel isimler -Tabata,Nihat,Holosko- rakip bekler için büyük tehdit unsuru oluşturacak yetenekte değiller.Savunmaya yardımlarıda malum.Bu yüzden onlardan birine karşı oynayacak bek iyi gününde olursa farkı yaratabilir.

Beşiktaş'ın eksileri ve artıları

Psikolojik olarak durum iyi gözüküyor.Üstüste gelen galibiyetler,seyirci ile olan güzel diyalog morallerin yüksek olmasını sağlıyor.Guti,Quaresma,Ernst,Aurelio gibi kilit noktada görev yapacak oyuncular tecrübeleri dolayısıyla Saracoğlu'nun atmosferinden çok fazla etkilenmeyeceklerdir.

F.Bahçe'nin İsviçre'de oynanan Yougn Boys maçının tamamında ve Yunanistan'da PAOK'un 10 kişi kaldığı ana kadar önde yediği baskı sonucu çok zor durumlara düştüğüne şahit olsakta üstüne basa basa yineliyorum Schuster alışıldık sisteminden kısmende olsa feragat etmek zorunda.Çünkü bu sistem en ufak pozisyon hatasında bile büyük tehlikelere yol açabiliyor.Çünkü henüz sistem tam anlamıyla oturmuş değil.Oturması içinde katedilmesi geren yollar var.Schuster, bir ay kadar önce "sistem yavaş yavaş oturuyor,artık futbolcular tam anlamıyla birbirlerini tanımalı,birbirleriyle ezbere pas yapmalı" gibilerinden bir söz etmişti.Son birkaç maçtır özellikle pas organizasyonlarında gözle görülür bir uyum olsada takım savunmasında hala sorunlar var.Rakip oyuncular ne kadar formsuz olursa olsun yakaladıkları açıkları değerlendirebilecek oyuncular.Beşiktaş'ın en büyük avantajı ise orta alanı.Guti,Aurelio,Ernst üçlüsünden oluşacağını düşündüğüm orta alan maçın kontrolünün Beşiktaş'ta olmasını sağlayacaklardır.Quaresma tartışmasız en büyük koz.Hem yetenekleri ve yaratıcılığı ile takımının hücum opsiyonu olacak hemde karşısında oynayacak G.Gönül'ü -maçın büyük bölümünde solda oynayacağını düşündüğüm için G.Gönül- fazla çıkartmayacaktır.

Maçı kontrol eden tarafın Beşiktaş olacağı kanaatindeyim.Golü ilk bulan takımın ise kesinlikle galip geleceğini düşünüyorum.F.Bahçe ilk golü bulursa zaten açık oynayacak Beşiktaş tüm tedbiri elden bırakır ve fark bile olabilir.Eğer Beşiktaş golü bulursa F.Bahçe seyircinin olumsuz tepkisiyle dağılabilir.Beşiktaş için geçerli olan golü yedikten sonra öne çıkma durumu F.Bahçe içinde geçerli ve bu durum F.Bahçe'yi Beşiktaş'tan daha çok etkiler.Çünkü F.Bahçe'nin hem stoperleri ağır ve tek hamleli hemde orta alanı önde basıp ısıracak kadar sert değil.Sonuç olarak klasik ama bir o kadarda doğru cümleyi söyleyip yazıyı bitirelim; derbilerin havası farklıdır,ne olacağı hiçbir zaman belli olmaz..!

15 Eylül 2010 Çarşamba

Süper Ligde Görünüm [4.Hafta]

Haftanın Takımı: Kayserispor

Kayserispor, Şota ile çıktığı yola beklenilmediği kadar iyi başlamıştı.Güçlü rakibi F.Bahçe karşısında da bu başarılı başlangıcın tesadüf olmadığını fazlasıyla gösterdiler.Çok zengin hücum opsiyonları olan rakiplerine karşı maçı neredeyse pozisyon vermeden bitirip çok sayıda pozisyon ürettiler.Takım oyunu ile birlikte pozitif futbollarını birleştirip F.Bahçe'yi rahat gereçek haftanın takımı olmayı başardılar.

Haftanın Futbolcusu: İbrahima Yattara

Gineli yıldız Sivasspor maçında sergilediği futbolla tüm futbolseverleri mest etti.Güzel futbolunu tabelayada yansıtan Yattara'nın frikiği ve klasik "fake sonrası boş kaleye bırakma" hareketiyle Sivasspor'un file bekçisi Ramovic'i iki defa çaresiz bırakmayı başardı.Trabzon seyircisi Yattara'yı,Yattara'da Trabzon seyircisini çok özlemiş.

Haftanın 11'i;

8 Eylül 2010 Çarşamba

2012 Yürüyüşü başladı: Türkiye 3 - 2 Belçika

İlk defa bu maç için maç öncesi yazısı yazmıştım.Maç yazısıda buna paralel olarak gelişecek.

Hiddink genellikle kullandığı 4-2-3-1 ve 4-4-1-1 olarak değişen sistemden farklı olarak 4-3-3 ile çıktı maça.Maçtan önce sık sık "kontrollü hücum futbolu oynayacağız" demişti.Çıkardığı sistem ve kadro işin "kontrol" yanını mükemmel uygulayacak ama "hücum" kısmında aynı başarıyı sağlayacak bir kadro değildi.Bunun en büyük sebebide merkezde Tuncay'ın,sağ forvet olarak Hamit'in oynamasıydı.Eğer; ben hücum edeceğim ama kontrolüde elden bırakmayacağım diyorsan, Hamit'i Selçuk'un oynadığı sağ içe,Tuncay'ı Hamit'in oynadığı sağ forvete,sırtı dönük oynayabilecek(Semih yada Kazım) bir forvetide Tuncay'ın oynadığı merkeze koymak en akıllı tercihler olurdu.

Maçın ilk düdüğüyle birlikte kendi yarı alanımızda top çevirmeye başladık."Kontrol" hep bizdeydi ama yaratıcılık konusunda büyük sıkıntılar yaşadık.Orta alanda çift yönlü olarak oynayan oyuncularımız Emre ve Selçuk ikilisi hücuma gereken desteği veremedi,Arda'nın birkaç bireysel çabaları hariç sağ ve sol forvet oynayan oyuncularımız üretkenlik konusunda katkı yapamadılar.Bunların nedeni Tuncay gibi sırtı dönük oynamayı beceremeyen fiziki olarak dengesiz bir oyuncunun Van Buyten ve Kompany gibi iki insan azmanının kucağına verilmesiydi.Eğer merkezde oynayan oyuncun ileride topu alıp,saklayamıyorsa,rakip stoperleri hiçbir şekilde zorlayamıyorsa,atılan her top duvara çarpmış gibi geri dönüyorsa ona en az 30 metre uzaklıkta oynayan orta alan oyuncularının hücuma destek verebilmeleri için kıçlarında motor olması lazım.Yine aynı şekilde merkezde oynayan oyuncun atılan uzun topları kafa ile sağa sola indiremiyorsa,topu tutup sağa sola servis yapamıyorsa kenarlarda oynayan oyuncularda hücumda yetersiz kalırlar.Tuncay'ın merkezde tek olarak oynayacak olmasını maç öncesi yazımda en büyük handikap olarak yorumlamıştım.Hemde bunu hemen arkasında ikinci forvet olarak Nihat'ın oynayacağını düşündüğüm halde yapmıştım.Tuncay'a arkadan destek vermesi gereken oyuncu ona en az 30 metre uzakta pozisyon alıyorsa bu, maça Tuncaysız,forvetsiz ve 10 kişi başlamak anlamına geliyordu.Nitekim yine maçtan önce en önemli konu dediğim duran toptan -gerçi milli takımımız için bunu söyleyebilmek dahi olmayı gerektirmiyor- yediğimiz golle ilk yarıyı geride kapattık.

Sahada olan biteni tüm futbolseverler gibi Hiddink'te gördü ve ikinci yarıya Selçuk-Semih değişikliğiyle başladı.Bu değişiklikten yola çıkarak bir konuya parmak basmak istiyorum.Hiddink hatasını anladı ve o hatadan dönerek doğru olanı hemen uyguladı.Bunun aynısını Beşiktaş'ta birkaç maçta Schuster'de yaptı.Yanlış tercihlerde bulunduğunu anladığı anda "sıfır kompleksle" hemen bunu telafi yoluna gitti.Örneğin Necip'i kesti,daha sonra hatasını anlayıp oynattı.Erhan'ı üstüste oynattı.Olmadığını gördü,son iki maçta kadroya dahi almadı.Bunun bizim en önemli iki teknik adamımıza(Fatih Terim ve Mustafa Denizli) ders olması gerektiğini düşünüyorum.Çünkü ikiside "herşeyi ben bilirim,işime kimse karışmasın,ben farklıyım,beni kimse yönlendiremez,yaptığım herşey doğrudur" kompleksiyle hareket edip çok başarılı olmalarına rağmen birçok defa takımlarını ve kendilerini yakmış iki teknik adam.Schuster'in Erhan'a vurmuş olduğu neşteri Mustafa Denizli kullanmazdı mesela.Ne kadar eleştiri alırsa alsın,Erhan ne kadar kötü performans gösterirse göstersin "ben bilirim" deyip oynatmaya devam eder bu gereksiz inatta takıma zarar verirdi.Hiddink'in de bu tutumu hoşuma gitti açıkçası ve bunu belirtmek istedim.Semih'in oyuna girişi ve erken gelen beraberlik hem takımı hemde tribünleri canlandırdı.Tuncay özelliklerinin daha uygun olduğu ikinci forvet bölgesine geçti.Hamit'te daha geriden oyuna katılmaya başladı.Semih'in rakibin ceza yayı çevresindeki atraksiyonları ileriye daha fazla adamla gidebilmemizi sağladı.Artık atılan toplar duvara çarpar gibi geri dönmüyor,Van Buyten ve Kompany topları rahat karşılayamıyorlardı.Tuncay'ın inatçılığı sayesinde Kompany'nin kırmızı görmesi ve hemen ardından Semih'in golünün gelmesi oyunun koptuğunu düşündürsede kahrolası "duran top" zaafımız sayesinde rakip yine oyuna ortak oldu.Sabri'nin çıkıp G.Gönül'ün oyuna dahil olması özellikle ilk yarıda hiç kullanmadığımız sağ kanadı işler hale getirdi.Neticesinde sağdan açılan ortaya Arda'nın dokunmasıyla -şans faktörüde fazlasıyla mevcut bu golde- skoru aldık.Maç öncesi yazısında beklerin hücum gücümüzü arttırmak adına sık sık bindirip Arda ve Hamitle ikili oyunlara girmeleri gerektiğini -Belçikalı beklerin çıkmadıkları ve önlerinde oynayan isimlerinde savunmaya yardım etmedikleri için- yazmıştım.İsmail'in ilk ve G.Gönül'ün de son goldeki katkıları bu tezimizi kanıtlar nitelikteydi.Özellikle ilk yarıdaki hücumsal yetersizliğimizden dem vururken duran toplar haricinde başarılı savunma yaptığımızı göz ardı etmeyelim.Rakibin en yaratıcı ayakları Dembele ve Lukaku hiç etkili olamadılar.Onlara yakın oynayıp ilk topları aldırmadık.Kaleye yüzlerini dönemedikleri içinde yeteneklerini sergilemek için alan bulamadılar.

Bu galibiyet çok çok önemli bir galibiyetti.Biz grup müsabakalarında aynı haftada oynanan maçlarda ilk defa ikide iki yapıp gruba çok iyi başladık.Belçika tam tersi ikide sıfır yaparak moralman çöktü.En önemlisi Almanya'dan sonra en büyük rakibimizle puan farkını altıya çıkararak önemli bir avantaj elde ettik.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Türkiye - Belçika maçı öncesi

Bugün oynayacağımız Belçika maçı düşünüldüğünden çok daha önemli.Eğer maçı alırsak Belçika'yı iki maç sonunda 0 puanda bırakacağız.Bizde ikide iki yapıp gruplara çok iyi başlamış olacağız.Yani kısaca Almanya'dan sonra en büyük rakibimiz olan Belçika'ya karşı 6 puanlık bir avantaj sağlamış olacağız.Bu onları demorolize edecektir.

Hiddink basın toplantısında "maça Kazakistan karşısındaki 11'le çıkma ihtimalimiz yüksek" dedi.Eğer blöf değilse bu hiç iyi bir haber değil.Sağ bekte G.Gönül,stoperde Ömer ya da Serveti'in yerine hızlı Belçika hücumcularına karşı İ.Toraman,hücumda ise Nihat'ın yerine ikinci forvet rolünde Tuncay,Tuncay'ın Kazakistan maçında oynadığı merkez forvet bölgesinde ise sırtı dönük oynamayı becerebilen Semih-Kazım ikilisinden birisi oynamalı diye düşünüyorum.Gelelim nedenlerine;

G.Gönül'ün sakat ya da cezalı olmadığı sürece 11'deki yerini tartışacak bir kişinin bile olduğunu düşünmüyorum.Ve Gökhan iyi durumda,sakatlığı falan kalmadı.İ.Toraman Belçika'nın çabuk ve çevik hücumcularına karşı,özellikle Lukaku'yu marke göreviyle sahada olmalı.Nihat'ın zayıf Kazakistan savunmacıları karşısında bile yeterli olmadığı çok açık belli oldu.İkinci forvet olarak Tuncay oynamalı.Tuncay driplingleri,sürati,mücadele gücü ve golcülük özelliğiyle o bölgeyi etkili kullanacaktır.Enerjisiyle hem orta alana destek olacak hemde hücumdaki etkinliğimizi arttıracaktır.Merkezde ise güçlü,kuvvetli ve sırtı dönük oynamayı bilen birisinin oynaması gerekir.Van Buyten ve Lombaerts(Kompany sakat) ile başedebilecek en iyi ismin Kazım olduğunu düşünüyorum.Kazım forvet oynadığı zaman gücü,top sürebilmesi,fiziğini kullanabilmesi ve sırtı dönük oynayabilmesi nedeniyle sağ tarafta oynadığından daha etkili olabilen bir isim.Bir G.Saray maçı hatırlıyorum; merkezde tek forvet oynamış ve ülkemizin en güçlü stoperlerini fena hırpalamıştı.Yine milli takımın ABD kampında ABD ile oynanan maçta Arda'ya attırdığı gol bu bölgede oynayan bir futbolcunun gol kadar yapması gereken önemli bir hareketti.Stoperi orta alana kadar taşıyıp sırtı dönük topu aldı,sakladı,döndü ve onun boşalttığı bölgeye hareketlenen Arda'ya müthiş bir pas atıp asisti yapmıştı.Şu an kadroda o bölgenin hakkını verebilecek en uygun oyuncunun Kazım olduğunu düşünüyorum.Kazım'ın golcülük özelliği pek iyi olmasada arkadaşlarını oyuna sokma konusunda başarılı olacaktır.Zaten Arda,Tuncay ve Hamit gibi oyuncular "gol" konusunda yeterince deneyimliler.O olmazsa Semih oynamalı o bölgede.Tabi bunlar benim düşüncelerim.Ama maç ile ilgili değerlendirmeleri Hiddink'in 11'i üzerinden yapmamız gerekiyor.

Evvela merkezde tek oynayan Tuncay'ı mümkün olduğunca yerden topla buluşturmak gerekir.Bunun içinde uzun toplarla değil,top yaparak hücum etmeliyiz.Tuncay'a havadan atılan her uzun topu Van Buyten ve Lombaerts karşılayacaktır.Ömer ve Servet'in ilk topları uzun oynamak yerine Aurelio ve Emre ile buluşturmaları,Arda ve özellikle Hamit'in de orta alana girip pas trafiğinin içinde bulunmaları top yapabilmemiz adına önemli.Nihat'ın da ekstra fedakarlık gösterip enerjisini zorlaması lazım.Tuncay'a mümkün olduğunca yakın oynayıp onu rahatlatmalı.Arda ve Hamit içe katettiği zaman onlardan boşalan bölgelere deplase olmalı.Beklerinde sık sık oyuna girmesi lazım.Belçika stoperden bozma beklerle oynuyor,Hazard ve Dembele'nin geriye yardımları kısıtlı olduğu için Vermaelen ve Alderweireld hücuma katılmıyorlar.Sabri ve H.Balta'nın sık sık bindirmeleri,Arda ve Hamit ile ikili oyunlara girip hücum zenginliğimizi arttırmamızı sağlayacaktır.Tabi Dembele ve Hazard'ı ihmal etmemek kaydıyla.Savunma anlamında ise en dikkatli davranmamız gereken konu her zaman olduğu gibi duran toplar.Van Buyten,Lombaerts,Vermaelen,Fellaini ve Vertonghen gibi yüksek toplarda çok etkili oyuncuları mevcut.Savunmamızın duran toplarda iyi konsantre olması ve adam paylaşımını iyi yapması gerekiyor.Ayrıca rakibin hızlı hücumcularına yakın oynayıp,ilk topu almalarına izin verilmemeli.İlk topu aldıkları taktirde gol için yüklenen takımımızı geniş alanda yakalayıp başımıza iş açabilirler.

Belçika'nın güçlü yanları

Genç ve dinamik oluşları en büyük artıları.Hücum hattı özel yetenekleri olan,hızlı ve çevik oyunculardan kurulu.Geniş alanda yakaladıkları taktirde ağır savunmamızı aşmaları zor olmayacaktır.

Belçika'nın zayıf yanları

Güçlü yanlarını sayarken bahsettiğimiz genç oluşları enerjik olmaları açısından faydalı olsada özellikle Saraçoğlu'nun atmosferinden olumsuz yönde etkilenmelerine neden olabilir.Çünkü ayaklarınız ne kadar yetenekli olursa olsun beyin onlara hükmetmedikçe işe yaramaz.Tribünlerde oluşturacağımız baskı onları psikolojik olarak etkileyebilir.Beklerin hücuma katkılarının sıfır oluşu en büyük handikapları.Vermaelen'de Alderweireld'de asıl mevkileri stoper olan oyuncular.Önde Dembele ve Hazard gibi iki üst düzey kanat oyuncusuna sahip olup,onları arkadan destekleyememek Belçika adına büyük handikap.

Nihayetinde bu kadro ile -Hiddink'in açıklamaları blöf değilse eğer- işimizin hiçte kolay olmadığını söylemeliyim.Özellikle erken gol bulamazsak vay halimize.En güvendiğim nokta tribünlerin oluşturacağı atmosfer.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Ah Batuhan Ah..!

Milli takım forması ile Kazakistan filelerini havalandırması gerekirken o farklı işler peşinde.Yanlış anlaşılmasın; babası polis olduğu için,babasının Eskişehir karakollarında görev yapan arkadaşlarının halini hatrını sormaya gidiyor düzenli olarak.